19 Şubat 2016 Cuma

Günün Sözü

Hayırlı Cumalar 


17 Şubat 2016 Çarşamba

Gurbetçi Aile


Eğer ikinci kez anne olursam sebebi kesinlikle Tuğba Altınışık'tır buradan herkese duyuruyorum  :)
Bir aile bu kadar mı güzel olur . Tam da hayallerde canlandırılan tablolarda olduğu gibi ,  çoluklu çocuklu , neşe dolu , birbirine aşkla bakan karı-koca ve dünya tatlısı çocuklar .

Ben ki evde olmayı , tüm gününü evde geçirmeyi sıkıcı , bunaltıcı ve zaman kaybı olarak gören , çalışmaya aşık bir bayanım ...
Yine de Tuğba 'yı izledikten sonra tüm değer yargılarım değişti ,aile olmanın ötesinde başka mutlulukların peşinde koşmamaya meylettim.
Mutlu bir ailen varsa çok çok çok şanslısın onu anladım.
Hem o hep kabusum olan çalışmayıp , evde çocuk bakma olayına bakış açım da değişiyor sanırım Tuğba yüzünden :)


O anneliği öyle tadını çıkararak yapıyor ve hayatından öylesine memnun ki kendimi mutluluğun peşinde koşan ama elindekileri görse zaten mutlu olacak biriymiş gibi hissettim.
Hep ileriye bakıyorum ve önümde duran mutluluk sebeplerimi göremiyorum bu yüzden onu fark ettim.

Açıkçası bunu zaten kendisine de belittim , Youtube kanallarını gördüğümde ' günlük hayat vs ' yazınca ne alaka falan dedim ... Günlük hayatın nesi paylaşılır vs , epey ön yargılı yaklaştım. Aynı zamanda da ilgimi çekti ve bir bakayım bakalım neler varmış diye izlemeye başladığımda resmen o video senin , bu video benim dolanıp durdum Gurbetçi Aile kanalında.


Ben çok çok sevdim ...
Prenses Melis , Elma yanaklı dünya tatlısı Mert sanki çok yakın arkadaşımın çocuklarıymış gibi hissediyorum artık. Tuğba'nın hamileliği , ikici bebek haberi ve bu süreci de izleyicileriyle paylaşması gerçekten emek isteyen bir uğraş ...
Doğum için evde çıktıklarında bile kısacık ta olsa video çekecek kadar önemsiyor onu sevenleri ve işte bu yüzden de izlenmeyi hak ediyor ...


Ben ilgiyle ve keyifle izliyorum .
Sizlere de tavsiyemdir , sevgiler :)


16 Şubat 2016 Salı

Kişisel Blog Yazmanın ...

... Dayanılmaz hafifliği gibi klişe bir tanımlamayla devam etmek isterdim ama kişisel blog yazmanın can sıkıcı taraflarına değinmek istiyorum aslında .


Kişisel blog yazmak bir çeşit terapi .
Hele ki benim gibi yazarak rahatlayan biriyseniz harika bir yöntem ama ;

Bloğunuzun hem okunup hem de okunmamasını istemek gibi bir tezatlık bu işe biraz limon suyu sıkıyor .
Ee haliyle de insanın yüzünde bir buruşma ifadesi veriyor çoğu zaman .
İşte bu yüzden anlatmak istediklerimi anlatamadığım çokkk olmuştur.

Tüm bunlar bloğunuzun yakın çevrenizden okunma ihtimali yüzünden oluyor . Ben yaptım siz yapmayın !
Çok profosyonel paylaşımlar yapmakla ilgilenmiyorsanız bloğunuzu bir kale , iç dökme , dostluklar kurabilme ortamı olarak görüyorsanız bunu yakın çevrenizin bilmemesinde fayda var . Sonuçta onlara anlatamayacağımız - anlatmak istemediğimiz şeyler olabilir ...


Paylaşmak isterken sizi tanıyan insanların tepkileri sizi endişelendirebilir vs vs .
Ben daha çok özel hayatım hakkında konuşmak isteyip de kendini susmak zorunda hissedenlerden oluyorum bu noktada ...
İnsanlar sizi siz izin verdiğiniz kadar tanıyabilirler ve ben bu konuda oldukça cimriyim .
Beni yeterince tanımak yakın akadaşlarımın ve ailemin tekelinde diye düşündüm hep . O yüzden bloğumdan haberdar olan beni seven - sevmeyen , ne düşündüklerini bilemediğim , eski iş arkadaşlarım vs olduğu için bu durumda elim kolum bağlı ...



İşte böyle ...
Acılarımı paylaşamıyorum ki düşmanlarım sevinmesin ...
Planlarımı açık seçik anlatamıyorum kiii şimdiden reklam olup , dillenmesin ...

Ama tanımadan sevdiğim Ailem yani sizler, her şeye rağmen iyi ki varsınız ...
Yazmak , fikirlerinizi alıyor olmak çok çok güzel.
En önemlisi de tanımadan sevmek - seviliyor olmak .
İşte sevginin en kıymetli hali bu .
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...